Pour réagir à cet article, cliquez ici
|
19 avril 2005
|
Soğuk savaş döneminde ve özellikle 1970’li yıllarda Sovyetler Batıdan teknolojik ve bilimsel istihbarat edinme operasyonlarına ağırlık vermek zorunda kaldı. Bunun sebebi Sovyetlerin özellikle bilgisayar ve mikro elektronik alanlarında Batıya nazaran en az 20 sene geride olmasıydı. Silahlanma yarışı temelindeki Soğuk Savaşta teknolojik olarak geriye düşmeye başlayan komünist rejim bu açığı kapatamaması halinde savaşı kaybedeceğini anlamıştı. Bu sebeple Politbüro emriyle KGB bünyesinde tek görevi Batıdan teknoloji çalmak olan bir birim kuruldu. Bu birimin ismi “T direktörlüğüydü”. Amerika ve Sovyetler arasındaki ilişkilerin yumuşatılması girişimleri çerçevesinde eskisine göre çok daha rahat çalışabilen KGB ajanları “T direktörlüğü” bünyesinde topladıkları teknolojik istihbaratları “X hattı” denilen bir gizli ulaşım hattıyla Sovyetlere iletiyorlardı.
Sovyetlerin bilgisayar teknolojisinde geri olduğu ve son model bilgisayarları satın alacak yeterli dövizinin bulunmadığını bilen Amerika bu tip bir hırsızlık girişiminin olduğundan şüpheleniyordu ama operasyonu bir türlü deşifre edemiyordu. 1970-1981 arası KGB “T direktörlüğüne” bağlı ajanlar Amerika ve Avrupa’dan pek çok teknolojik istihbaratı X hattı üzerinden ülkelerine ulaştırmayı başardılar ta ki CIA bir köstebek edinene kadar. KGB’nin getirdiği verileri analiz etmekle görevli üst düzey bir mühendis olan Albay Vetrov Fransızlar tarafından devşirilmişti. Albay Vetrovun sözünü ettiği teknoloji hırsızlığı operasyonunun çapından korkan Fransız istihbaratı onu CIA’ye devretti. Albay Vetrov bundan sonra artık görev yaptığı birimde eline geçen tüm bilgileri CIA’ye iletiyor karşılığında da yüklü bir para İsviçre’deki banka hesaplarına yatıyordu. Gelen bilgiler müthişti KGB “T direktörlüğü” Amerika da onlarca şirket açmış ve iki yüzün üzerinde ajanla çok geniş bir istihbarat ağı kurmuştu. Operasyon deşifre edildikten sonra CIA ve FBI ortak bir karşı operasyona giriştiler. Buna göre KGB’nin ajan ağına ve şirketlerine dokunulmayacak ama bunlara kasıtlı olarak eksik ve sahte bilgiler verilecekti. Bu sayede Sovyet sanayiside sabote edilmiş olacaktı. Amerikan şirketlerinin desteğiyle girişilen bu operasyon kapsamında özel olarak değiştirilmiş ürünler KGB’ye ulaştırıldı. Özel olarak bozulmuş bilgisayar çipleri Sovyet ordusuna, bozuk gaz türbinleri Sovyet petrol hatlarına ve hatta NASA tarafından reddedilen bir uzay mekiği projesi de Rus Uzay araştırma programına bu şekilde yutturuldu. Sovyetler teknoloji çaldıklarını sanırken aslında kendi kendilerini sabote ediyorlardı. CIA,FBI ve Amerikan şirketlerinin on yıl kadar sürdürdükleri bu operasyon sonucu Sovyetlerin çöküş süreci daha da hızlandı. Teknolojiye hakim olan gene kazanmıştı.
Peki bu olayı neden anlattım acaba ? Şimdi biraz düşünmenizi istiyorum. Türkiye tüm bir Soğuk Savaş süreci ve ardından günümüze kadar olan dönemde Amerika ve Avrupa’nın kendisine sağladığı teknolojiyi kolay yoldan tüketmeyi seçerek bu teknolojiyi üretmek için gerekli yatırımları hiç yapmadı. Bu sebeple bugün bilimsel kuruluşlarımız ve üniversitelerimiz teknoloji üretmeyen sadece ithal edilmiş teknolojileri kullanan oluşumlar halindedir. Bu doğrultuda en hayati ve stratejik noktalarımızı Batı teknolojisine teslim ettik. Silahlı kuvvetlerimizin silah sistemlerinden GAP projesine, en gizli arşivlerimizden devletimizin en tepesindekilerin iletişim cihazlarına kadar tüm hassasiyetlerimiz Batı teknolojisinin eline geçti. 1950 senesinden bu yana Batıyla tekrar savaşabileceğimiz düşüncesi bir senaryo olarak bile ağızlara alınmadı. Kıbrıs Barış Harekatında bu saflığımızın cezasını sulara batan koca bir gemimiz ve iletişim eksikliğinden doğan gereksiz zayiatlar yüzünden çektik. Bu şok bizi biraz kendimize getirdiği için özellikle iletişim alanında bazı atılımlar yaptıysak da bir süre sonra hazır teknoloji almak kolayımıza geldi ve “Batı bizim ebediyen dostumuzdur” yalanıyla kendimizi yeniden kandırdık. Bugün Türkiye’nin kendi aleyhine pek çok durumda sesini yükseltememesinin sebebi işte bu kahredici dışa bağımlılıktır. Amerikanın kurduğu Kürt devletine ve destek verdiği PKK’ya sesimizi çıkaramıyoruz çünkü ona bağımlıyız, Avrupa’nın aşağılayıcı istekleri ve Sevr planlarına kükreyemiyoruz çünkü ona da bağımlıyız. Peki ama ne yapacağız ? Çözüm aslında basittir. Kısa zamanda kendi kendimize yeterli teknolojileri üretemeyeceğimiz için şu an yapmamız gereken Rusya ve Çin gibi ülkelerden teknoloji alımları yaparak Batıya bağımlılığımızın önüne geçmektir. Aynı zamanda da teknoloji üretmeyen üniversite bölümleri,enstitüler ve bilimsel kurumlarımızı tepeden tırnağa yeniden dizayn ederek bunları işe yarar hale getirmemiz lazımdır. İşe yaramayan ve bilim üretmektense laf üretmeyi tercih eden kadrolar kesinlikle tasfiye edilmelidirler. Bunun yanı sıra Türkiye’de atıl durumda gezen ve çoğunluğu eğitim gördükleri meslekleri dışında işlerde çalışan teknik insan gücümüzü de artık doğru kullanmaya başlamamız gerekiyor. Kısacası 21. Yüzyılda ya bilim üreten bağımsız bir ülke olacağız ya da sadece tüketen bağımlı ve onursuz bir ülke olacağız. Seçim bizim.
Sevgilerimle
Serdar Kuru
|