Pour réagir à cet article, cliquez ici
|
21 avril 2005
|
Türkiye üzerinde yeni bir yapılandırma hesabı yapanların birbiriyle bağlantılı olarak ulaşmayı amaçladıkları değişik hedefleri vardır. Kısaca sıralayacak olursak bir Kuzey Irakta Kürt devleti kurmak ve Türkiye’nin güneydoğusundaki su ve petrol kaynaklarını bu devletin hakimiyetine geçirmek. Kullanılan araç Kürt Milliyetçiliği. İkinci hedef Türk ordusunu Kıbrıs’ın kuzeyinden çekilmeye zorlayarak adayı Avrupa hakimiyetine geçirmek, kullanılan araç Avrupa Birliği hayali. Üçüncü hedef İstanbul’u üniter devletten kopartarak bir şehir devleti haline dönüştürerek Amerika - Avrupa çıkarları için ortak bir kozmopolit platform oluşturmak. Kullanılan araçlar Patrikhane ve Avrupa Birliği hayali. Dördüncü hedef yabancıların toprak edinme haklarını yasalaştırarak Türkiye’nin batısının Avrupa’dan gelecek büyük finans hareketleriyle tekrardan Helenleştirilmesi. Beşinci olarak da Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmemiz sağlanarak hem toprak tazminatlarının önünün açılması hem de ileride yaratılacak bir etnik huzursuzlukta dünya kamuoyuna “Türkler gene soykırım yapıyor bu sefer engelleyelim” mesajını vererek olası bir uluslar arası askeri müdahalenin yasal gerekçesini hazırlamak. Bunlar içinde kullanılan araç gene Avrupa Birliği hayali.
Bu kadar farklı operasyonun aynı anda yürütüldüğü bir ülkede ne kadar bastırmaya çalışırlarsa çalışsınlar milliyetçi bir reaksiyonun oluşması normaldir ve bu da zaten senaryocular tarafından öngörülmüştür. Böyle bir durumda Türkiye’de yaşayan insanların tepkilerinin o ülkedeki milliyetçi bir partiye oy olarak yansıyacağı ve böyle bir durumun da senaryocuların tüm planlarını bozacağını öngörmek için dahi olmak gerekmez. Bir siyasi hareketin güç kazanması ve toplumun genelinden destek görmesini engellemenin yollarından biri de o hareketi marjinalleştirmek ve oy sandıklarından uzak tutup sokağa çıkmasını sağlamaktır. İnsanlar bir kere sokağa çıkarsa onları kontrol etmek ve tahrik operasyonlarından korumak son derece güçleşir. Her siyasi harekette akıllarından çok duygularıyla hareket eden kesimler vardır ve akıllıca yönlendirilebildikleri müddetçe son derece yararlı da olurlar ama bu kesimlerin kontolü ele geçirmesi o hareketin kısa zamanda marjinalleştirilerek etkisiz hale gelmesini sağlar.
Son zamanlarda gördüğümüz ve bazıları bombalı saldırılara kadar uzanan tahrik eylemlerinin amacı budur ve bunların arkası da gelecektir. Bunlara karşı yapılması gereken ilk iş duygusal reaksiyonlardan kaçınılmasının öneminin insanlara anlatılmasıdır. Eğer birisi çıkıp herkesin önünde size bir tokat atarsa sizin normal olarak aynı şekilde karşılık vereceğiniz temelinde senaryosunu kurmuştur. Eğer sizden beklenen tepkiyi vermez ve karşılığınızı kurulmuş oyuna dahil olmaktansa yeni bir oyun kurarak verebilirseniz senaryoyu hazırlayanların tüm planları bozulur. Türkiye üzerinde oynanan oyunlara karşılık verebilmenin yeri iktidar koltuğudur. Gücünüz yoksa sabahtan akşama protesto mitingleri de yapsanız hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Yapılması gereken marjinalleşmeden tam tersine toplumun her kesimini kapsayarak sandığın gelmesini beklemektir. O zamana kadar geçecek süreçte karşı oyun planlarınızı sukunetle hazırlamak gerekli kadrolarınızı oluşturmak ve ülke çapında bir propaganda kampanyasıyla destek tabanınızı geliştirmek ana hedefleriniz olmalıdır.
Karşı oyun planları reaktif değil proaktif olmalı. Avrupa azınlık hakları derse buna reaksiyon göstermek yerine “madem azınlık dediniz o zaman biz de başta Almanya tüm Avrupadaki Türklere azınlık hakları istiyoruz” dersiniz. Ermeni Soykırımımı dediler buna cevap olarak ta “Balkan savaşları ve Kurtuluş savaşında katledilen yüz binlerce Türkün soykırımını tanıyın” dersiniz. Amerika Kuzey Irakta Kürtleri mi destekliyor siz de Iraktaki Sünnileri desteklersiniz. Bunlar tabii ki sadece olası örnekler. Demek istediğim size kurulan senaryoda sizden beklenen tepki ve reaksiyonları gösterip figüran olmaktansa, kendi senaryonuzu hazırlayıp siz senarist koltuğuna oturun. Bırakın figüranlığı onlar yapsınlar.
Sevgilerimle
Serdar Kuru
|