Pour réagir à cet article, cliquez ici
|
28 avril 2005
|
Sevgili dostlar,bugün şapkayı öne koyacağız ve gerçekleri açıkça yazacağız. Hiç düşündünüz mü acaba değişik siyasi,etnik ve kültürel alt yapılara sahip insanlarımızın ortaklaşa birleştiği tek olgu nedir. İnsanları siyasi isimlendirmelerle sınıflandırmayı sevmem ama kafalarda bir şey oluşsun diye yazıyorum. Mesela bir Milliyetçi,Sosyalist ve İslamcının fikir birliğinde olduğu tek şey ne olabilir. Normalde birbirlerine taban tabana zıt siyasi fikirlere sahip bu kişiler acaba ortak hangi paydada birleşmişlerdir. Cevap veriyorum : Batı Karşıtlığı. Sebepleri ve çıkış yerleri ne kadar farklı olsa da Cumhuriyetin başından beri bu üç ana siyasi fay hattı “Batı Karşıtlığı” konusunda neredeyse ittifak halindedir ve bugün bu çok daha üst noktalardadır. Son elli yıldır Türkiye’nin yetiştirdiği hepside birbirinden yetenekli ve uzman yüzlerce aydın,yazar,gazeteci,fikir adamı ve siyasetçimiz Batının Türkiye’ye bakışı ve hakkımızdaki projeleri konusunda kilometrelerce kağıdı dolduracak kitap,yazı yazmışlar,toplasanız binlerce saat tutacak konuşmalar yapmışlardır. Başka herhangi bir konu üzerinde bu kadar geniş bir fikir birliğine varılmış olsaydı şu ana kadar bin kere başarmıştık ama Batıya karşı ne yaparsak yapalım hiçbir şey değişmiyor. Aynı bugün olduğu gibi binlerce insan Avrupa ve Amerikanın ülkemizi bir sömürge haline dönüştürdüğünü ve bundan kurtulmamız gerektiğini söylese de konuşulanlar hep havada kalıyor.
Bakın işte son olarak PKK’yı desteklediği devletin en tepesindeki kurumlarca da dile getirilmiş Amerika ile milyarlık bir silah anlaşması imzaladık hem de İsrail’le yapılan anlaşmanın hemen ardından. Devletimizin güvenlik kurumları biz ne dersek diyelim gene de Amerikanın müttefiğimiz olduğunu ve öyle de kalacağını ısrarla söylüyorlar. Avrupa bizi aşağılamak ve bölmek için yıllardır yapmadığını bırakmazken hala her devlet adamımız Avrupa Birliğine girmek devlet politikamızdır diyor. Hem bürokrasi kadrolarımız hem de rengi ne olursa olsun iktidara gelen siyasi partilerimiz bir türlü bu çerçevenin dışına çıkamıyorlar. En radikal ve batı karşıtı olduğunu düşündüğümüz siyasal oluşumlar bile iktidar koltuğuna oturur oturmaz bir anda değişip kendilerinden öncekilerden bile Batı yanlısı oluyorlar. Peki o zaman bizler daha ne uğraşıp duruyoruz diye düşünmeden edemiyor insan. Bir ülke düşünün ki siyasi yelpazeyi oluşturan kadrolarının büyük çoğunluğu Batıya karşı negatif hisler beslesin ama tüm bir idare kadrosu yıllardır şaşmaz bir şekilde Batı yanlısı olsun. Ne seçimler ne de askeri darbeler bu görüntüyü değiştiremesin. Burada sizce de ters giden bir şeyler yok mu acaba ?
Benim bu konu hakkında aslında birkaç düşüncem var, yalnız bu tip düşünceleri paylaşmak bazı insanlar için acıtıcı oluyor ve hemen size “hain” damgasını vuruyorlar ama olsun biz gene de söyleyeceğiz hem de eğip bükmeden. Bakın sevgili dostlar Türkiye üç büyük zincirle Batı olarak sınıflandırdığımız Amerika ve Avrupa’ya bağımlıdır ve bu bağımlılık zincirleri kırılmadan bizim her söylediğimizin lafta kalması kaçınılmazdır. Birinci zincirimiz Ekonomi. Türkiye ekonomik açıdan Batıya bağımlıdır. İhracat ve ithalatımızın neredeyse tamamına yakınını Batı ülkeleriyle yapıyoruz, üstüne üstlük Batıya gırtlağımıza kadar borçluyuz ve bunları ödememe şansımız da yok. İkinci zincirimiz Savunma. Türkiye askeri teknoloji, eğitim ve doktrin açısından Batıya bağımlıdır. Tüm silah sistemlerimiz, savunma doktrinlerimiz ve eğitim yapımız Batı kaynaklı ve oraya bağlıdır. Türkiye karargahı Washington ve Brüksel de olan NATO’nun bir üyesidir, işte bu kadar basit. Tüm istihbarat yapılarımızın Batı yönlendirmesi altında olduğunu da bu manzaraya eklemek isterim.
Üçüncü zincir ve bence en acı olanı kültürel bağımlılıktır. Ne yazık ki bugün Türkiye’de insanların ezici bir çoğunluğu Batılı gibi giyinmekte,Batılı gibi yiyip içmekte, Batı yaşam tarzına imrenerek bakmaktadır. Eğitim sistemimizde ana dil İngilizce olmuştur. İngilizce bilmeyen artık tezgahtar bile olamamaktadır. Televizyonlarımızdan tutun en marjinal sanat dallarına kadar tüm kültür alanımız eksiksiz bir şekilde Batı hakimiyeti altındadır. Bizden olduğunu düşündüğümüz kültür alanları bile melezleşmiştir. Bu benim yaşıtlarım için böyledir ama arkadan gelen nesle bakıyorum durum daha da kötü. Kendini Amerikan zencisi sanan “Hip Hopçu” Türk çocuklarından ve Amerikan mafya dizilerinden esinlenmiş karakterlere özenenlerden daha komik bir görüntü olamazdı ama artık ülkemizde bunlar normal. Kısacası kültürel alanda tamamen nakavt olmuş durumdayız.(Bakın ben bile “knock out” teriminin Türkçeleştirilmişini kullandım)
Yani dostlar her tarafımızı saran bu üç kocaman ve her geçen gün daha da kalınlaşan zincirler yüzünden bugün bu haldeyiz. Sadece yazmak,çizmek ve konuşmakla da bu zincirlerin kırılmayacağını elli küsur yıllık tarihimize bakarak anlayabilmemiz lazım. Özellikle ben şahsi olarak anlamaya başladım.
Sevgilerimle
Serdar Kuru
|