Pour réagir ŕ cet article, cliquez ici
|
12 avril 2007
|
Cumhuriyet - 12.04.2007
ULUDAĞ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Yurtkuran ’ın bir çağrısı var :
"Türkiye 1923’ten bu yana tarihin en büyük tehdidi ile karşı karşıyadır. Artık tehdit ; Türk milletinin gelecekteki zenginliği, teknolojiden yararlanma olanağı, dünya bilgi üretmekteki yeri, coğrafi konumu saygınlığı, çevre koşulları, yeraltı ve yerüstü zenginliklerine karşı değildir.
Bugün, gelinen noktada ; tehdit altında olan, ulusal bağımsızlığımızdır, toprak bütünlüğümüzdür, topraklarımızın tapularıdır, ulusal birliğimizdir, vatandaşlık haklarımızdır.
Türkçemiz, ulusal marşımız, minaredeki ezan sesi, gönderdeki bayrağımız tehdit altındadır.
Kıbrıs sorunu, Ege kıta sahanlığı, Ermeni yalanı, Güneydoğu sorunu, terör, iç ve dış borçlar, eğitimin yozlaşması, Avrupa Birliği dayatmaları, tarikat bağlantıları bu tehditlerin vitrinidir.
Sevr hortlamış, Lozan yok edilmeye çalışılmaktadır.
Bu tehlikeyi göremeyenler, felaket öncesi sessizliğine ’istikrar’ diyebilmekte ve bugün patron oldukları kendi fabrikalarında, yakın gelecekte ’yarıcı-maraba’ olacaklarının farkında olmamaktadırlar.
Karanlığın belirgin yayılmasını demokrasi söylemleriyle görmezlikten gelmekte ’gemisini kurtaran kaptan’ anlayışı ile Avrupa Birliği dayatmalarını alkışlamakta, hatta, Avrupa Birliği avukatlığına soyunarak, ülkenin karşısında bulunan tehdidi daha da büyütmektedir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun son 150 yılını bilmeyenler bugünü, Girit’i bilmeyenler Kıbrıs’ı anlayamazlar ! Diğer bir deyişle, tarihi bilmeden gelecek planlanamaz.
Bu durumda ülkemizde ’Ben Türkiye Cumhuriyeti’nden yanayım, Türk ulusundan yanayım, Atatürk milliyetçisiyim, tehlikenin farkındayım’ diyen herkes bir araya gelmeli, ulustan yana, cumhuriyetten yana, anayasamızda tarifini bulan Türk’ten yana net, açık ve ısrarcı tavrını koymalı, güç birliği oluşturmalıdır.
Ayrılık yaratacak, detayda boğulacak, sen-ben kavgası yapacak zaman değildir. Bugün yetkili ve etkili konumda olanlar, bu büyük tehlikeye karşı birleşmedikleri, güç birliği oluşturmadıkları için, yarın üzülecek ve suçlanacaklardır."
Her yurtseverin yürekten onaylayacağı bir çağrı bu. Tüm yurda dalga dalga yayılmalı. Tabandan gelen güçlü bir sese "tavan arası"ndakiler duyarsız kalamayacaktır.
Büyük sermayeden şeriata destek
ANKARA’DA Başbakan’ın evinin bulunduğu Subayevleri’nde oturan bir yakınını ziyarete gidiyor Umut Yılmaz . Subayevleri’ne geldiğinde bir şişe içki almak için Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarından birine bağlı bir markete giriyor ; içki bölümünü arıyor ve fakat bulamıyor. Çünkü markette içki satılmıyor. Türkiye’nin hemen her yerine yayılmış büyük sermayenin her marketinde içki varken burada yok ! Kasadaki görevliye neden içki satılmadığını sorduğunda "satış olmadığı için getirmiyoruz" yanıtını alıyor. Subayevleri’nde içki satışı olmadığı yolundaki katmerli yalana Yılmaz tabii ki inanmıyor ve şöyle diyor : "Şeriat, toplumun ve devletin din kurullarına göre düzenlenmesi ve yönetilmesi ise adım adım şeriata gidiyoruz. Türkiye’deki bütün mağazalarında alkol satılan bir marketler zinciri Başbakan’ın mahallesinde alkol satmıyorsa, bunun adı Başbakan’a selam göndermek ve Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarından biri olarak, şeriata ve karşıdevrime omuz vermek demektir."
TÜSİAD’ın, bu başbakanın cumhurbaşkanlığını desteklemesi şimdi daha büyük anlam kazanıyor !
|