| Imrali’dan DTP’ye "yari açik" mektup |
Pour réagir à cet article, cliquez ici
|
31 août 2007
|
Bilindiği üzere, 22 Temmuz erken genel seçimleri sonrasında Ahmet Türk’ün liderliğindeki DTP heyeti, meclisteki yemin töreninde, MHP lideri Devlet Bahçeli ve heyeti ile tokalaşarak ılımlı bir diyalogun sinyallerini vermiş, daha sonraki açıklamalarıyla da bunu sürdürmüşlerdi.
DTP milletvekilleri Ahmet Türk ve Sırrı Sakık ; “Şov yapmayacağız. Hataları bir daha tekrarlamayacağız. Geçmiş dönemin ruhuna göre hareket etmeyeceğiz. 72 milyonun hassasiyetini göz önünde tutacak bir siyaseti gerçekleştireceğiz” demiş, Sırrı Sakık, buna ilaveten ; “Türk Milli Futbol Takımı’nın maçlarını evde büyük coşku ve heyecanla izleriz. Şimdi, Milli Takım’ın maçlarına neden gitmeyelim ?" diyerek, ılımlı düşüncelerine daha bir sıcaklık katmıştı.
Aysel Tuğluk, “Şehit askerlerin cenazelerine katılmak ve annelerinin acılarını paylaşmak istediklerini, ancak kendileriyle ilgili önyargılar ve gösterilecek tepkiler nedeniyle katılamadıklarını” üzüntüyle ifade ederek, “Kendimizi Türk halkına anlatamadık” demişti.
Leyla Zana’nın, “Artık Türkiye’nin eyaletlere bölünme zamanı gelmiştir” şeklindeki ayrılıkçı söylemine karşılık olarak, Diyarbakır milletvekili Akın Birdal da, “Herkesin söylediği kendisini bağlar. 45 gündür bölgeyi geziyoruz, halktan bize böyle bir beklenti gelmedi” diyerek, Zana’ya bir nevi cevap vermişti.
Sonra ne oldu ? Beklendiği gibi İmralı Cezaevi’nden seslenen Öcalan, oluşmaya başlayan bu sıcak ortamı, sert eleştirileriyle baltalamaya çalıştı. Geçtiğimiz 8 Ağustos günü avukatlarıyla haftalık görüşmesini yapan Öcalan’ın, avukatları vasıtasıyla basına yansıtılan açıklamaları şöyle ;
DTP heyetinin MHP lideri Bahçeli ile tokalaşmasını sert bir dille eleştiren Öcalan, “Tokalaşma olayı aklımdan bile geçmemişti. Bunu çok ilginç buldum. Öyle rasgele politika olmaz. Politika ilkeli olmalıdır. Bu, Kürtlerin varlığı, haklarını tanıma noktasında mı yapılıyor ? Sırf sembolik olsun diye tokalaşma olmaz, olursa siyaset laçkalaşır. Devlet Bahçeli, Kürtlerin varlığı ve haklarını kabul ediyor mu ? Eğer ediyorsa ilişki kurulur. Aksi halde ilkesizlik olur. İlkesiz siyaset olmaz” demiş. Bak sen. Yakalanmasının hemen sonrasında uçaktaki ve bilahare mahkemedeki görüntü ve söylemlerini hatırlatmak isterim. Gözünüzün önüne bir kez daha getirin bu ilkeyi ve ilkeli duruşu !
Görüşmenin devamında Öcalan ; “Deniliyor ki ; maçlara da gideceğiz. Böyle siyaset olur mu ? Kongre kararı olmadan kendi başına nasıl böyle konuşur ? Parti Kongresinin kararı var mı ? Sırrı’nın herkes adına her şeyi konuşması nasıl mümkün olur ? Ben, Sırrı’nın düşmanı değilim. Ancak Sırrı’nın, böyle kendi başına siyaset yapması doğru değil. Bu konuda söylediklerim basında da yer alabilir” şeklinde zabıt tutturmuş. (Buradan anlaşılan ; bazı söylemlerinin gizli tutulmasını, bazılarının da basına verilmesini özellikle belirtiyor)
Çok ilginç, hemen arkasından Öcalan, zabıt kâtiplerine ; “Şemdin, ajan ya da provokatördü demiyorum. Şemdin PKK’yı kullandı, beni de kullandı. Şemdin’i birkaç kez merkeze çağırarak sorguladım. Çok ağır eleştirilerde bulundum. Sonra kaçtı ve KDP’ye sığındı, oradan da Türkiye’ye teslim edildi. Şimdi de en büyük itirafçıdır. Ajanlık yapıyor” diyerek konuşmasını sürdürmüş. Evet, çok ilginç ! Sizce Öcalan, Sırrı Sakık ile ilgili düşüncelerinin hemen arkasından neden Sakık’ın kardeşi Şemdin Sakık ile ilgili bazı suçlamalarını dile getirmiş olabilir ki !!!
Şimdi gelişmeleri en baştan kısaca özetleyelim.
Başta Ahmet Türk olmak üzere DTP milletvekilleri Sırrı Sakık, Aysel Tuğluk, Orhan Miroğlu, Gültan Kışanak ve devşirme Akın Birdal tarafından son derece ılımlı açıklamalar dillendirildi, yaklaşımlar sergilendi.
Hemen arkasından bu gelişmelerle ilgili olarak Öcalan’ın eleştirileri, zabıt kâtibi avukatları vasıtasıyla basına yansıtıldı. Öcalan, dikkat edilirse, ne Ahmet Türk’ten, ne de diğerlerinden bahsediyor, hatta bizzat isim vererek ve “basına yansıtılabilir” diyerek sadece Sırrı Sakık ile ilgili eleştirilerini gündeme getiriyordu. Üstelik Sırrı Sakık’ın kardeşi Şemdin Sakık’tan da bahsederek, Sakık kardeşleri özdeşleştiriyor, sanki belli bir mesaj vermeye çalışıyordu. S.Sakık, mesajı almış olmalı ki ; “Bu davanın 20 yıldır içerisindeyim” diyerek, “Bunca zaman sonra bırakın da bireysel düşüncelerimizi özgürce ifade edebileyim” anlamında, Öcalan tarafından kendisine haksızlık yapıldığını dile getiriyordu.
Burada üzerinde durulması gereken bazı hususlara dikkat çekmek gerekiyor. Gerçekten Öcalan, sadece Sırrı Sakık’la mı ilgili eleştirilerde bulunmuştu, yoksa, diğerleriyle ilgili açıklamalar vardı da, basına mı yansıtılmamıştı ? Öcalan, şu şu hususlar basına yansıtılsın, şunlar ise yansıtılmasın mı demişti ? Belki de, zabıt katibi avukatlar, Öcalan’ın bazı açıklama, görüş ve talimatlarını kendilerine göre bir değerlendirmeye tabi tutuyor, istedikleri biçimde, yerine göre biraz yumuşatarak, bazen da biraz sertleştirerek gündemleştiriyorlardı !!!
“Zabıt kâtibi avukatlar” denmişken, son bir paragraf açarak, bu avukatlar ve çalışmalarından da biraz bahsetmek gerekiyor.
Zabıt kâtibi avukatlar, genellikle Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu ve Diyarbakır Barosu’na bağlı olup, özellikle A.Öcalan ile ilgili gelişmeleri izleyen ve yönlendiren “Asrın Hukuk Bürosu” adı altında faaliyet gösteren bir oluşumun üyeleri. “Asrın Hukuk Bürosu” avukatları, “Zabıt Kâtipliği” niteliğinde, A.Öcalan ile haftalık görüşmeler yaparak, gündemdeki gelişmeleri Öcalan’a aktarıyorlar ve O’ndan aldıkları talimatları, “Yurtiçi Kargo” niteliğinde ; PKK ve DTP kadrolarına, “Yurtdışı Kargo” niteliğinde de ; terör örgütünün merkezi konumunda bulunan Kandil’in yanı sıra Avrupa alanına da intikal ettiriyorlar. Bu intikallerin, başlıkta da belirtildiği üzere bazılarının “Yarı Açık”, bazılarının da “Tamamen Kapalı” olduğu şüpheleri akılları karıştırmaya devam ediyor.
Sabahattin Talu
Global Yorum İnternet Dergisi
stalu@globalyorum.com
|